14.12.2018

DOSTLARIN TEMİZ TOPLUM ÖZLEMLERİ VE BİR KASET KARŞISINDAKİ TAVIRLARI

Yusuf’u ilk kez böyle hüzünlü; hatta ağlamaklı görüyorduk. Bu hüznün içinde iki ölçek şaşkınlık ve beş ölçek kadar da kızgınlık vardı. “Dün gece çiftliğimi basıp, tavuklarımı tek tek topuklarından vurmuşlar...” dedi ve uzun süren bir sessizlik oldu... Yanlış kesilen bir dananın can çekişmesi gibi bitmek bilmeyen, sinir bozucu bir sessizlik...
Bu olayın mağdur tarafı Yusuf olmasaydı, eminim çok eğlenirdik... Yusuf’un tavuklarını topuklarından vurmuşlar ha!.. Birbirimizin gözlerine bakmamaya çalışarak geçen dakikalar, bir çam ağacının recinesine yapışmış, debelenerek umutsuzca kurtulmaya çalışan bir at sineği kadar ızrırap veriyordu bize.. Kahkaların patlamaması için, topuklarından vurulan tavuk görüntülerini düşünmemeye çalışmak ancak bir budist rahip sabrı gerektiriyordu...
İlk reaksiyon veren Yakup oldu.. Kendisine “kusmak üzere olan biri” süsü vererek öğürdü ve eliyle ağzını kapatarak banyoya kaçtı. Onun ortama getirdiği bu hareketlenme bize de biraz fırsat verdi  ve içimizde biriken nefesi dışarı bırakma olanağı tanıdı...
“Başına gelen bu olay gerçekten de mide bulandırıcı.” dedi Tarcan..
Yusuf, “Bir rakip tavuk şirketi var” diye sürdürdü. “onlardan kuşkulanıyorum.. Çoğu işlerini mafyaya yaptırdıklarını duymuştum...”
Neyse ki olayı biraz olsun kanıksamış ve az önceki gülme krizi olasılığını atlatmıştık.. Yusuf ekledi, “Ben de bu dürttüğümün dallamalarına misilleme yapmaya kararlıyım. Onların tavuklarını dövmeyi düşünüyorum...”
Bu söylediklerinden sonra yaşanan ikinci sessizlikte, onun ne kadar ciddi olduğunu ölçmeye çalıştık... Gerçekten ciddiydi...
“Benimle gelin... Yarın gece bu şerefsizlerin çiftliğini basalım ve bütün tavuklarına tekme tokat girişelim...”
Eğlenceli bir tarafı kalmamış ve bizi de içine almaya çalışan bir karabasana dönüşmüştü durum.. İyi bir yanıt gerekliydi. O yanıt Nahide’den geldi.. “Şiddete şiddetle karşılık vermek ne kadar doğru bilmiyorum... Bence yasalar seni koruyacaktır...”
“Daldırırım yasalara!.. Onlar ancak bu dilden anlar.” dedi Yusuf...
Orkun dedi ki, “Ülkemizdeki hukuk tanımazlığın ve genel cinnetin bir yansıması bu...”
Arada Berkay’ın sorduğu aptalca bir soru neyse ki kaynadı...  “Tavukların topuğu olur mu arkadaşlar?..”
Orkun sürdürdü, “Sivrisinekleri tek tek öldürmek yerine bütün bataklığı kurutmak gerekir..”
“Yaa arkadaşım!” dedi Erol... “Ne kadar klişe bir benzetme yaptın. Daha yaratıcı örneklemeler bulmanı beklerdim. Yemekteki bütün kılları tek tek çıkartmaya çalışmaktansa bütün tabağı çöpe dökmek gibi.. Ya da bir benzinci tuvaletinde fayanslara sürülen bokları ayrı ayrı temizlemek yerine bütün duvarı yıkmak ve...”
Bu kez samimi bir öğürme ve Nahide’nin gerçekten kusmak için banyoya koşması...
Konuşmanın seyri, temiz toplum özleminden ve çete düzenine karşı duyduğumuz tepkileri ifade etmekten daha başka bir yere doğru gidecekken Şermin’in cep telefonu çaldı.. Arayan Sibel’miş... Gazetede olduğunu, çok korktuğunu ve paniğe kapıldığını söylemiş Şermin’e.. Uzak, gizli ve sessiz bir yerde bizimle buluşmak istiyormuş...
Bu durumdan çok tedirgin olduk ve birbirimizden bağımsız olarak Sibel’in bir suç işlemiş olabileceğini düşündük... Birimizin evinde buluşabilirdik ama bunun, “bir suçluya yataklık etmek” olması olasılığı da vardı... Neyse ki Berkay bizimleydi.. O grubumuzun Sami Hazinses’i ya da Halit Akçatepe’siydi... Bizim kadar ince düşünemediği için kendi evinde buluşma önerimizi kabul etti.
Bir saat sonra Sibel, kireç gibi bir surat ve endişe yüklü bakışlarıyla perdeleri sıkı sıkı kapatıyor, tüm kapıları kilitliyordu... Ona bu gizliliğin nedenini sorduk ve bize çantasından çıkardığı sarı bir zarfı gösterdi...
Konuşurken sesi öylesine titriyordu ki onu dışarıdan dinleyen birisi, televizyonda Kemalettin Tuğcu Dizisi izlediğimizi sanabilirdi... “ben... Gazeteye, bana bir kaset göndermişler... Ama ben... Kadın sorunları üzerine yazı yazan, sıradan bir feminist yazarım sadece... Niye bana gönderdiler anlamıyorum..”
Yusuf, “Uzun etme kadın!.. Ne kasediymiş o?..” diye sordu...
“Bir iş adamıyla, bir mafya liderinin telefon konuşması...” dedi Sibel..
Tacettin heyecanlandı... “Gerçekten korkuyor olamazsın... Eline, gazetecilik adına geçen bir fırsat olarak düşünmüyor musun bunu?..”’ dedi...
“Kaseti dinleyelim de karar ver...” diye buz gibi bir sesle yanıtladı Sibel...
Üç dakika sonra kaset, teybin içinde dönmeye başlamıştı... Önce bir iki cızırtı ve..
(İş adamı, “İş A.” mafya lideri ise “Maf L.” olarak geçecektir.)
“İş A. - Hayatım merhaba...”
“Maf L - Merhaba abi, hayrola?”
“İş A. - Şu banka satışı hayatım... Gölge edenler var da...”
“Maf L. - O mesele tamam abi.. Teoman’ı gönderdim ben...”
“İş A. - Nasıldır o arkadaş?.. Yani sağlam mıdır?”
“Maf L. - Merak etme abi... İş sende kalıyor... Tamam yani... Çok korktu tabansızlar!..” (gülüşmeler)
“İş A. - Bülük Holding can sıkacak gibi..”
“Maf L. - Onu dert etme sen... İçerden bilgi alan adamım var.. Güçleri yetmez yani... Dibine dinamit koyarım gene de bitiririm yani abi..”
“İş A. - Yaşa sen... Karşılığını fazlasıyla alacaksın canım...”
Maf L. - Sağol abi.. Maksat şey yani.. Memlekete vatana hayrımız olsun.. Ben her zaman senin emrinde oldum anladın mı... Yamuk yapanın, .......koyim...”
“İş A. - Şimdi bebeğim...”
“Maf L. - Emret abi...”
“İş A. - Üzerinde ne var?...” (sessizlik)
“Maf L. - Anlamadım abi...
İş A. - Şu anda diyorum... Üzerinde ne var?..”
“Maf L. - Şey abi.. Altımda eşofgman var.. Üst tarafta atlet...”
“İş A. - Söyle güzelim... Şey olmaz.. Nefsim uyandı da biraz...”
Nefeslerimizi tutmuş şaşkınlık ve dehşetle dinlerken Sibel uzandı ve teybin stobuna bastı... “Bundan sonrası çok iğrenç dostlar.. İş adamı ve çete ilişkisinin bir başka yüzü daha çıkıyor ortaya...”
En çok sarsılan Nahide olmuştu.. “Ben..Dinlemek istemiyorum..” diye inledi... Ama genel kanı bunun çok önemli ve gerçek bir sarsıntı yaratacak kadar önemli bir kaset olduğu üzerineydi..
Tarcan,  “Sermaye ve çete bağlantısı ekonomik çıkar bağlamında zaten biliniyor ama.. Ama seks ilişkisi ilk kez su yüzüne çıkıyor.. Bence dinleyelim..” dedi... Ve Play!...

“İş A. - Geçen kış... Uludağ’daki otelde geçirdiğimiz geceyi unutamıyorum...”
“Maf L. - Abi.. O mevzulara girmesek... Bir şey yani.. Hata!...”
“İş A. - Ne demek hata... Sen de çok hoşlanmıştın... Tekrar istiyorum... Hemen!..”
“Maf L. - Yani...  Nasıl hemen?..”
“İş A. - Yani şimdi... Gerçeği gibi olmaz ama telefonda yapalım..” (sessizlik)
“Maf L. - Bi dakka abi... Adamlarım var etrafta.. Banyoya geçeyim..”
“İş A. - O kırmızı donu giy..” (sessizlik)
“Maf L. - Giydim abi.. İhaleden konuşsak.. Ben Şakirler holding için..”
“İş A. - Bırak holdingi moldingi şimdi... Beni düşün sen... O geceyi...”
“Maf L. - Çalışırım abi.. Biraz şey olacak ama... Acaip...”
“İş A. - Şimdi, üzerinde sadece kırmızı donunla dansetmeni istiyorum.. Kıvırarak.. O gece yaptığın gibi.. Yap!..” (sessizlik) “Yapıyor musun?..”
“Maf L. - Yapıyorum abi.. Dansediyorum...”
“İş A. - Kıvırıyor musun?..”
“Maf L. - Elimden geldiğince abi.. Çalışıyorum yani.. Evet evet kıvırıyorum...”
“İş A. - Anlat bana... Kalçalarını anlat!..”
“Maf L. - (fısıltıyla) Şey abi.. Kalçalarım kütür kütür... Adeta...”
Nahide’den umulmayacak kadar çevik bir hareketti... Yaz günü uçan bir deli kara inek hızıyla atıldı ve teybin stop tuşuna basıverdi.. “Yeter artık!.. Hepiniz ağzı açık dinliyorsunuz bu iğrençlikleri.. Ben dayanamıyorum!..”
“Evet ama” dedi Tarcan... “Hoşumuza gittiğinden değil, haber değeri taşıyan şok bir belge olduğu için dinliyoruz...”
Yusuf sırıttı, “Bu kaset benim hayatımı kurtarır... Mafyaya istediğimi yaptırır, eşek yüküyle kredi alırım...”
“Offf!..” dedi Sibel.. “Anlayamıyorum, niye bana yolladılar bunu.. Niye?..”
Şermin, “bence bunu açıklamalısın..” diye araya girdi.. “Temiz toplum adına yapmalısın bunu...”
Doğru söylüyordu... Ülkede olan biten tüm çirkinliklere kayıtsız kalmayan bir avuç demokrat aydından bir kaçıysak eğer Sibel’e cesaret vermeliydik...
Erol, “Televizyon yayınına çık ve açıkla...” dedi.. “Reha Muhtar dışında herhangi bir tanesi olabilir...”
Tacettin, “Şu kasedi bitirsek... İsterseniz sara sara dinleyelim...” dedi... Bu öneri kabul gördü ve kaset biraz hızlı sarılarak tekrar play’a basıldı..
“İş A. - Bacaklarını kaldır şimdi... Beni istiyorsun!...”
“Maf L. - Burası biraz dar abi.. Şimdi.. (sessizlik) Kaldırdım bacaklarımı...”
“İş A. - Beni istediğini söyle.. Seni arzuluyorum de...”
“Maf L. - Ee.. Aynen dediğin gibi abi..”
“İş A. - Söyle kardeşim!... Arzuluyorum falan de!.. Cilve yap biraz yaa!..
Uludağ’daki gibi davran!..”
“Maf L. - Abi.. Orada şartlar başkaydı tabi.. (sessizlik) Seni istiyorum abi..”
 Sibel teybi durduruyor ve biraz daha sararak tekrar çalıştırıyor...
“İş A. - Aaah!.. Ihh!.. Onu da çıkart!.. Çok azdım!..”
“Maf L. - İstiyorum abi!.. İnan ben de istiyorum.. Ayıptır söylemesi baştan çıktım abi..”
“İş A. - Kendimi okşuyorum şu anda..”
 “Maf L. - Allah seni inandırsın ben de abi..”
“İş A. - Aaaahhhhh!.b. Amaaan!..”
“Maf L. - Uuuuyyyyyyy!..”
“İş a. - Bekle!.. Beni de bekle yavrum.. Birlikte uçalım!..”
“Maf. L. - Bekliyorum bi tanem.. Sevgilim!..”
 Stop!.. Cihazın tuşu kendiliğinden atmış, kaset bitmişti.. Aynı anda Sibel’in çaresizlikten karışmış suratına baktık... Onun paniğini anlayabiliyorduk artık..
Yakup dedi ki, “Herşeye karşın yiğitçe ortaya çık ve bu belgeyi kamuoyunun vicdanına bir tokat gibi çarp!.. Temiz toplum düşü adına büyük bir iş bu...”
Sibel yutkundu ve “Pekala... Birlikte açıklayalım...” dedi... Herkesin ondan kaçırdığı gözlerine bakmaya çalışarak, “Tek başıma kalkamam bunun altından... Açık bir hedef haline gelirim... Ama diğer yandan bu bir onursa... Bu onuru sizlerle paylaşmak isterim.. Birlikte bir basım toplantısı düzenleyip açıklayalım.. Ne dersiniz?.”
Sıkıntılarla dolu ağır bir sessizlik oldu... “Eee... Şey!.. Iu... Valla ben..” sesleriyle geçti sonraki on dakika... Sonuçta erkekler, Yusuf’la birlikte bu gece rakip çiftliği basıp tavukları dövmek üzere anlaştılar... Kızlar ise şok kasedi ertesi gün, gizlice Reha Muhtar’ın kapısına bırakıp kaçtılar...