25.11.2017

DOSTLAR ER MEYDANINDA

Gerçi biz hiç görmemi?tik ama Yusuf, tavuk çiftli?ini kurdu?unu söylüyordu... Do?ru Olabilirdi, çünkü ya?ant?m?zda belirgin bir rahatlama dönemi ba?lam??t?.. Art?k Yusuf’tan dayak yemiyor ve olur olmaz yerlerde ona yakalanm?yorduk...
Örne?in dün, Mc Donalds’a gitmi? ve üstelik bahçe k?sm?nda oturmu?tuk.. Hatta özgürlü?ün tad?n? ç?kart?p Yusuf’u çeki?tirerek onun hakk?nda, içinde “yav?ak.. ay?.. angut... dingil.. dallama... pis” gibi sözcüklerin bolca geçti?i agresif tümceler bile kurmu?tuk...
“Pis”, tabii ki bir “Nahide cümlesinin” içindeydi ve bu bile ona göre yeterince a??r bir tan?mlamayd?... Ama tabii ki bu rahatl?k, hiçbir zaman Yusuf’a yakalanmayaca??z anlam?na gelmemeliydi... Daha do?rusu gelmemeliymi?... Tedbirsiz davrand?k ve çok biçimsiz bir yerde Yusuf’la kar??la?t?k... Be?y?ld?zl? bir otelin restaurant?nda brunch esnas?nda...
Nerden bilebilirdik ki, Yusuf’un tavuk çiftli?inin ilk ürünleri olan yumurtalar? tam da bu otelin mutfa??na satmaya geldi?ini..
Bu sesi ve özellikle bu tonu duymaktansa herhangi bir ba?ka ?eyi duymay? tercih ederdik.. Reha Muhtar’? bile...
Bir tebe?irin karatahtadaki viyyüklemesini, bir boynun k?r?l?rken ç?kard??? kat?rt?y?, iki parmak aras?nda s?k??an bir sivilcenin v?rck’?n? ve içinden f?rlayan ya?l? ve iltihapl? i?renç s?v?n?n aynaya yap??t???nda ç?kan “s?jph” sesini...Hatta Televole’nin tan?t?m filmi ba??ndaki “seversek Allah?na kadar severiiiz!..” Bö?ürtüsünü bile.. Ama..
“Naapiyorsunuz lan burada!..”
Gözlerimizi kapat?p ikincisini bekledik.. Nitekim gecikmedi...
“Dürttü?ümün dallamalar?!..”
“Buyur gel Yusuf... Brunch yap?yorduk...”
Kesinlikle, aram?zdaki tek salak Berkay’d?.. “buyur gel brunch yap?yoruz”mu?.. Sanki bir in?aat gölgesinde so?an, zeytin ve ekmek yeme?e davet eder gibi yap?lan bu teklifi Yusuf yemedi tabii ve tepkisi ?iddetli oldu...
Onlarca ki?i aras?nda dayak yememiz hem otelin hem de bizim imaj?m?z aç?s?ndan kötüydü ama bu arada Yusuf de yumurta sataca?? mü?terilerden birisini kaybetmi? oldu.. Yedi?imiz dayak ve yitirdi?imiz imajlar ba??m?za geleceklerin yan?nda birer hiç olarak kald?...
Yusuf bizi tekme tokat otelden ç?kart?p Kartal arabas?na bindirdi ve bilinmeyen bir yere götürmeye ba?lad?... Ne o bir aç?klama yapmak gere?ini duyuyordu ne de biz soru sorma cesaretini... Kentin merkezi, sonra varo?lar.. Tek tük derme çatma evler... Sanayi bölgeleri ve derken ?ehirleraras?  yol...
Tarcan “san?yorum bizi öldürmek için k?rsala götürüyor” diye sinirleri altüst eden bir varsay?m att? ortaya...
“Memlekete gidiyoruz..” dedi neden sonra Yusuf..
San?yorum Kastamonu il s?n?r? levhas?ndan az sonra... Yeni endi?elere bo?ulmadan önce k?sa bir rahatlama dönemi ya?ad?k... “Bizim orada her y?l geleneksel Ye?ilçay?r Ya?l? Güre?leri düzenlenir... bu seneki güre?in a?as? benim Kirvem olmu?... Gitmemek olmaz... Hep beraber ona yard?m ederiz...”
Ya?l? güre?... Ye?ilçay?r... Güre? a?as?... Kirve... Bu kavramlar, bo?azlar?m?z? giderek s?kan iki güçlü elin dolma parmaklar? gibi artarak kesiyordu nefeslerimizi... Berkay’?n “Kirve nedir arkada?lar...” diye bize sormas? tabii ki anlams?zd?...
Her?ey olabilirdi.. Bir traktör markas?... Süt sa?arken ine?in alt?na konulan kovan?n yerel dildeki ad?.. Ya da ayn? ine?in toynaklar?n? tutan bir hastal?k... Kirvenin ne oldu?undan daha önemlisi, bizim bir ya?l? güre? organizasyonunda görev alacak olmam?zd?...
“Bunu bir kültür turu olarak dü?ünün arkada?lar...” dedi Yusuf... “Asl?nda bunun için sizden para bile almam gerekir, ama bunu dü?ünmüyorum..”
Gerçekten de para almad? ama bunlar? söylerken bir benzin istasyonuna giriyordu.. Bu kültür turu kar??l???nda yol boyunca al?nan bütün benzinleri biz ödedik... Tabii yeme içme masraflar?n? da..
***
Çok kalabal?kt?... Çok s?cakt?.. Ama itiraf etmek gerekirse çok da otantik bir atmosferdi.
Yusuf’un kirvem dedi?i ?ey me?erse bir adamm??.. Çok kurcalamad?k ama kirve’nin o yörede bir akrabaya verilen ad oldu?unu tahmin ettik..
A?açlar aras?ndaki geni? çay?r, normal ko?ullarda çok güzel görünebilecekken, kendimizi insan etine susam?? vah?i yerlilerin kurban töreninde gibi duyumsuyorduk.. En irisinden minyonuna kadar onlarca ç?plak ve k?ll? adam?n v?c?k v?c?k ya?l? görüntüleri özellikle Nahide’yi çok derinden sarsm??t?...
Arkada??m?z?n ince ruhu, kabaca çal?nan davul zurna seslerine, çe?itli ölçülerdeki b?y?k ve kirli sakallara, a??r zeytinya?? kokusuna ve kaygan vücutlar?n hoyratça birbirine kar??mas?na çok dayanamam??t?.. Nahide bir daha hayat? boyunca ne bir tabak zeytinya?l? yemek yiyebildi ne de bir çift davul zurnan?n elli metre yak?n?na yana?abildi.. Ne de, (kendisine her an paçakasnak yapabilecekleri saplant?s? nedeniyle) bir erkekle beraber olabildi...
Güre?lerden bir gün öncesi de korkunçtu.. Geç saatlerde köye ula?t?k.. Çok ac?km??t?k ve tüm ba??m?za gelenlere, karn?m?z? doyurduktan sonra daha rahat dayanabilece?imizi dü?ünüyorduk..
Yusuf’un kirvesinin evinde bize gerçekten de o, geleneksel misafirseverlik gösterildi.. Oldukça fazla say?da yiyecek vard?... Ancak kent ya?am?nda diyet beslenmeye al??m?? midelerimiz, a??r tereya? tad?n?, kuzu eti kokusunu, keteyi ve ya?l? ayran? kabul etmedi...
Yemeklerin ba??nda suratlar?m?z? gören Yusuf durumu anlad? ve o kadar yabanc? aras?nda bulunmam?za ald?rmadan tehdit ve ?antajla bizi yemeye zorlad?...
Sonuç... Aram?zdan iki ki?i birinci, bir ki?i ise ikinci lokmada kustu... Nahide ç??l?klar atarak ?iddetli bir sinir krizi geçirdi... Sibel tuvalete gitme bahanesiyle kaç?p gitti.. Tarcan ve Erol’sa yemekleri yiyormu? gibi yaparak çakt?rmadan giysilerinin yakas?ndan içlerine döktüler... Tabii bu da k?sa süre sonra gömlekleriyle göbekleri aras?nda i?renç bir bulamac?n olu?mas?na yol açt?..
Yatmak da sorun olmu?tu... Yusuf’un kirvesinin evinde yeteri kadar yatacak yer yoktu.. K?zlara bir oda verdiler, erkeklereyse ah?rda yatacaklar? söylendi... Ah?r..
“Ya?am bir sürprizler toplam?d?r..” dedi Yakup.. “kimi sürprizler sevindirir..  kimileri ise ç?kar?mlar sa?layarak deneyim hanesine yaz?l?r...” susup onaylad?k...
Berkay, “uykum geldi.. Hadi gidip deneyim hanemize ç?kar?mlar?m?z? yazal?m...” dedi... Yusuf’un köylüleri bu laflar? neye yordularsa birer iki?er kaçt?lar...
Ah?rda yatmak o kadar da kötü de?ildi... Tek tats?z olay Tacettin’in ba??na geldi... Oldukça deli yatan Tacettin arkada?, uykusunda dönerek ilerdeki ineklerden birinin alt?na girmi?ti... Alacakaranl?kta surat?na dökülen s?cak ve yumu?ak kal?plar?n temas?yla ç?ld?rarak uyand?...
Ayr?ca sabah ö?rendi?imiz ikinci ?ey de, ak?am yeme?inden tuvalete gitme bahanesiyle kaçan Sibel, evin hayli d???ndaki tuvaleti bulamam?? ve kaybolmu?tu..
O arada köyün delisi Burhan, Sibel’e ?eyini göstererek saatlerce kovalam??t? dostumuzu... Sabah oldu?unda Sibel, bir kad?ndan çok, çöp kutusuna dökülmü? bozuk bir imambay?ld? yeme?ine benziyordu...
Ertesi günkü güre?ler birkaç olay d???nda korktu?umuzdan daha sorunsuz geçti... Tacettin’in görevi, ba??rarak “iki yi?it ç?kt? meydanee.. ikisi de birbirinden merdaneee” diye ba?layan tekerlemeyi söyleyip cazg?rl?k yapmakt?.. Ancak daha ilk seferinde bo?az?ndan son derece titrek, acemi ve efemine sesler ç?k?nca pehlivanlar rahats?z oldu ve içlerinden biri, Tacettin arkada??n pantolonuun arka taraf?na elini sokarak parmak takma oyununu uygulad? ve onu bir koyun gibi havaya kald?rarak kaalabal???n arkas?ndaki çal?l?klara f?rlatt?...
Di?erlerimiz pehlivanlar? ya?lama ekibinde görev ald?k.. ?çimiz kald?rmasa ve sinirlerimiz bozulsa da sürdürmek zorundayd?k... Her?eyi b?rak?p kaçmak istedi?imizde bak??lar?m?z Yusuf’la kar??la??yor ve onun “dürttü?ümün dallamalar?” gibi bakan ifadesi üzerine i?imize dört elle sar?l?yorduk..
Yakup, sonunda karabasana dönü?en bu öz kültür ve gelenek bombard?man? kar??s?nda delirdi ve kentli, ayd?n ve ça?da? de?erleriyle kar?? sald?r?ya geçti... Avaz? ç?kt??? kadar, “teniiiiisss!.. Dieeet Kolaaaa!.. Krem ?antiiiii!.. Akmerkeeeeez!..” diye akl?na gelen tüm kentli olman?n gerektirdi?i kavramlar? köylülerin suratlar?na hayk?rmaya ba?lad?... Biz bile bunu acaip kar??lam??ken var?n ora ahalisini siz dü?ünün... Tabii ki izin verilmedi ve derhal yan?na bir davulcu ve bir zurnac? gönderilerek etkisiz hale getirildi...
En ?anss?z arkada??m?z tart??mas?z Erol’du.. Deste küçük boy’da güre?en bir pehlivan sakatlan?nca kilosu en uygun olan Erol, Yusuf taraf?ndan kabaca soyuldu.. K?spet giydirildi... H?r?ldamas?na ald?r?? edilmeden ya?land? ve çay?ra sürüldü...
Gene de rakibi kar??s?nda iyi dayand? Erol... Gerçi sürekli yüzükoyun yatar durumda kald? ve tu? olmad? ama güre?inden s?k?lan seyirciler taraf?ndan üzerine yumurta ve domates at?ld?... Gözümüzle görmesek inanmazd?k... Erol’un s?rt?nda k?r?lan yumurtalar ve domatesler k?zg?n güne? alt?nda iyice ?s?nan ya?l? s?rt?n?n üzerinde pi?erek menemen oldular.. Erol, dünya ya?l? güre? tarihinde s?rt?nda menemen pi?en ilk pehlivan olarak tescil edildi daha sonra...
Ama neyse ki bitti... Bir an önce kaç?p gitmek  istiyorduk ama bir süre Tacettin’i aramak zorunda kald?k... Parmak takma oyunu ile çal?l?klara f?rlat?lan arkada??m?z? bulmadan az önce köyün delisi Burhan geldi ayn? yönden... Dudaklar?nda hayat?n?n ilk cinsel deneyimini ya?am?? erkeklere özgü o biraz gururlu, biraz kibirli ve biraz da ?a?k?n gülümseme vard?...