25.11.2017

DOSTLAR S?TES?

Bugün evden ç?kmayacakt?m ve bu da beni çok mutlu ediyordu.. Taygun’la k?sa bir telefon görü?mesi yapt?m.. O da bugün hasta anneannesini ziyarete gidece?ini ve ona çok sevdi?i Hindistan cevizli keklerden birkaç dilim götürece?ini söyledi..
Sonra keyifli bir ?sl?k tutturdum ve salondaki çiçeklerimi sulamaya ba?lad?m.. Saks? çiçekleriyle konu?man?n teorik olarak onlar?n geli?imine olumlu etki yapt???n? biliyordum. Ama hiçbir zaman konu?maya ne ?ekilde girece?imi ve nas?l bir diyalog kuraca??m? bilemezdim ve onlara televizyonu açar dinletirdim.. Belki kolayc? bir kaç?? yoluydu ama bu kez de öyle yapt?m.. Derken kap?n?n zili çald?..
“Hadi had? hadi, haz?rlan gidiyoruz!..” diye tela?la dald? içeri...
Kim? Yusuf... 1.97 boy ve 120 kiloluk bir cüsseye hiçbir evden ç?kmama plan? kar?? koyamazd?...
“Ee nas?l olur.. Bilmem ki.. ?ey olsa..” gibisinden gevelemeye bile yeltenmeden giyinmeye gittim..
Bu esnada Yusuf bana Çerkezköy’de tam alt? dönümlük, dere kenar?nda ?ahane bir arsa buldu?unu ve yapmay? dü?ündü?ümüz “Dostlar Sitesi” için çok uygun bir arzi oldu?unu anlatt?..
Dostlar Sitesi mi?.. Evet, dostlarla böyle bir ?ey konu?mu?tuk ama bir bardayd?k.. Gecenin ikisiydi ve sarho?tuk.. Bir arsa al?p, çevresini kapatacak ve tam onbir tane sevimli ev yaparak orada kendimize bir dünya kuracak ve ?irinler gibi ya?ayacakt?k..
Ama dedim ya, gecenin ikisinde bir bardayd?k ve sarho?tuk.. Üstelik kimbilir nas?l sarho?tuk ki bu muhabbeti an?nda unutmu?tuk ve ilerleyen dakikalarda “deh deh düldül, deh deh düldül, sen düldülsün ben bülbül” adl? ?ark?y? hep bir a??zdan nefeslerimiz yetti?ince ba??rarak söylemi?tik..
Üstelik Orkun ve Sibel bu ?ark?dan dolay? (nedense) duygu yo?unlu?una kap?lm??lar ve yerlere yatarak sular seller gibi a?lam??lard?.. Demek ki bizim için çavdar saplar?ndan yap?lm?? bir demiryolu köprüsü kadar i?reti ve önemsiz bir fikir olan Dostlar Sitesi projesini Yusuf unutmam?? ve ciddiye alm??t?...
Ben bir buçuk dakika sonra giyinmi? olarak salona geldi?imde Yusuf bitmekte olan sigaras?n? çiçeklerimden birinin topra??na bat?rarak söndürüyordu. Sanki çocu?umun etinde sigara sondürüyorlarm??cas?na ac?yla kas?ld?m.. Bir öfke seli gö?üs kafesime sald?rd? ve ci?erlerimi patlat?p gökgürültüsü olarak bo?az?mdan f?rlad?!.. “Ulan ebe..... .....na..... ......mun dallamas????!.. Ulan ben senin tam ........n?n .....n? .......rim çam yarmas??!” Evet, aynen bunlar? dedim...
Ama isterdim ki içimden söylemek yerine bunlar? surat?na hayk?rabileyim ve ilaveten üç be? tane s?k? yumruk ve tekmeyle de onu yere sereyim... Ama gelgelelim 1.97x120’lik vücut ölçülerini görmezden gelemiyor ve öfkenizi içinize at?yordunuz...
Minibüsle giderken Yusuf bana Çerkezköy’de buldu?u arsay? övdü biraz... Yürüyerek tam on yedi dakikada dola??labildi?ini fakat tango yaparak dola??lmas? halinde bu sürenin yirmi dokuz dakikaya ç?kt???n? söyleyerek arsan?n büyüklü?ü hakk?nda fikir vermeye çal??t?..
Derken Tacettin’lere geldik.. Yusuf gitti ve o s?rada uyumakta olan Tacettin’i yata??ndan kald?r?p yola kadar kuca??nda ta??d? ve getirip minibüse att?...
Tacettin uykudan uyand?r?larak zorla kucakta ta??nmas?na çok içerlemi?ti... Üstelik bulundu?u çevrede oldukça karizmatik brisi olarak tan?n?rd?.. Ve kötü ?ans, bütün çevre apartmanlarda oturanlar o s?rada balkonlar?nda oturmaktayd?lar... Tacettin’in iriyar? bir adam taraf?ndan kucakta ta??narak eski bir minibüse konulmas?n? herkes izlemi?ti.. Dostumuz uykulu bir sesle bir daha asla bu mahalleye dönemeyece?ini söyledi...
Ondan sonra dostlar? tek tek dola?arak ekibi toplad?k.. Taygun’u daha Hindistan cevizli keklerini bile veremeden hasta ve ya?l? anneannesinin yan?ndan zorla ald? Yusuf... Üstelik onun K?rm?z? Ba?l?kl? K?z oldu?u hakk?nda pis espriler yaparak ve kolunu arkas?na çevirip dirse?inden bükerek...
Di?er dostlar da benzer durumlarda ve istemleri d???nda topland?... Orkun bilgisayarc?dan, Sibel a?da salonundan, Tarcan ve Bekir, üç M’li bir Migros’un kozmetik reyonundan, Nahide bir i? görü?mesi esnas?nda prodüksiyon ?irketinden, Berkay, tan?d??? bir bakkal?n arka bölmesinde gizlice ?algam suyu içerken, ?ermin’se ablas?n? ziyaret etmek için Kütahya’ya giderken ?stanbul ç?k???nda, otobüste yakalanarak al?nd?.
Dostlar yol boyunca sessizdi.. Yusuf’un arsa hakk?nda anlatt??? onca ?eyi dinlerken, i?leyip de çoktan unuttu?umuz ölümcül bir günah?n bedelini öder gibiydik... An?msamakta bile zorland???m?z bir gece, öylesine dald???m?z bir geyik muhabbetinin bizi bu noktalara kadar getirdi?ine inanam?yorduk...
Yusuf’un arsan?n büyüklü?ü hakk?ndaki betimlemeleri sürüyor, bizi etkilemeye çal???yordu... Arsam?z?n bir kenar?ndan di?erine, ald?m verdim ben seni yendim yaparak gidildi?inde tam 1 saat 16 dakika, takla atarak gidildi?inde ise 38 dakika sürüyordu.. Tabii ki bu süre ters taklalar at?larak gidildi?indenerdeyse iki kat?na ç?k?yordu.. Abuk sabuk örneklemeler i?te...
Arsam?z?n bir di?er avantaj? da Çerkezköy’e çok yak?n olmas? ve bu yüzden in?aat malzmeleri nakliyesinde avantaj sa?lamas?yd?...
Bu s?rada Berkay, Çerkezköy’ün nerede oldu?unu sormak gafletinde bulundu..Yusuf bu soruya sinirlenmi?ti ve öfkesini saklama gere?i duymadan Çorlu’ya yak?n bir yer oldu?unu söyledi..
Nahide’yse hepimiz ad?na ikinci bir ya?amsal hatay? yapt? ve “Çorlu mu?..” dedi... “Çorlu mu?..”
Yusuf’un burnundan neredeyse dumanlar ç?kmak üzereydi ve di?lerinin ars?ndan pis, tehditkâr bir t?n?yla, “Çorlu’nun nerede oldu?unu bilen var m??..” diye sordu...
Dostlar sessizdi... Minibüsün içi t?ka basa bakla ezmesiyle doldurulsa ve biz de bu bakla ezmesinin içinde otursayd?k kesinlikle daha rahat nefes al?rd?k... Endi?e, zehirli metan gaz?na, suçluluk ise k?zarmakta olan kokoreç buhar?na dönü?mü? soluk borular?m?za sald?rarak bizi bo?uyordu...
“Ulaaaaaayyyn!.. Dürttü?ümün dallamalar? siziii!.. Daha memleketinizin neresinde ne var bilmiyorsunuz... Ben de kalkm?? bu dümbüklerle site kurmaya hevesleniyorum!.. Kerkti?imin soytar?lar?????!. Yav?aklaaaaaarrr!..”
En ac?s?ndan bir fren.. Belli ki Yusuf taraf?ndan çal???lm?? bir hareketti... Minibüsün lastikleri asfaltta nas?l kaz?kland?ysa ve nas?l bir devinimle oldu?u yerde “göt atmak” tabir edilen o lanetli hareketi yapt?ysa, dostlar?n kafalar? birbirine sar? leblebi taneleri gibi vurmaya ba?lad?... Taak, tak, taak, tok, tuuk, tock, tak!.. Aradaki “tock” efekti gitgide daha fazla Amerikan kültürüne yaslanan ve Amerikan de?erlerine daha yo?un bir hayranl?k beslemeye ba?layan Taygun’dan ç?km??t?... “Tock”.. Garipti ama duymu?tuk i?te...
Kafalar?n birbirine toku?mas?ndan tüm dostlar de?i?ik ?ekillerde etkilenmi?lerdi... Sibel bay?lm??t?... Orkun, Çerkezköy’deki arsam?za gidene kadar camdan d?ar? bak?p a?lad?... Bir k?sm?m?z somurtup otururken, kafas?n?n iki taraf?ndan birden ?iddetli darbeler alan Bekir yol boyunca Mark banyo deterjan? reklam?n?n laflar?n? tekrarlay?p durdu... “Mutfak kiri farkl?,, banyo kiri farkl?d?r” gibisinden bir ?eyler.. Tacettin ise ak?l almaz bir ?ey yapt?... Keyifle bir bozlak tutturmu? arabay? kullanmakta olan Yusuf’un arkas?ndan sessizce dilini ç?kartarak gözlerini ?a?? yapt? ve içinden “bölü, blü, böl, blü..” dedi... Hayat?mda bundan daha ç?lg?nca bir eylem görmü? de?ildim...Yusuf o anda dikiz aynas?na bakm?? olabilirdi ve... Dü?ünmek bile istemiyordum...
Sonunda Çorlu taraflar?nda ve Çerkezköy’e çok yak?n olan arsam?za geldik...